1. EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ
2. EROZYONUN NEDENLERİ
3. ÜLKEMİZDE EROZYONUN MEVCUT DURUMU
4. EROZYONUN SONUÇLARI VE ZARARLARI
5. EROZYONLA MÜCADELE
6. EROZYON KONTROLU ÇALIŞMALARINDA MALİYET-ZAMAN
VE FAYDA ANALİZİ
7. EROZYONLA MÜCADELE İÇİN ALINACAK TEDBİRLER
8. AGM’ CE YAPILAN EROZYON KONTROLU ÇALIŞMALARI
9. ŞU ANA KADAR YAPILAN TOPLAM ÇALIŞMALARIMIZ
VE KALKINMA PLANI ÖNGÖRÜLERİ
10. SON SÖZ
BÖLÜM:1
1. EROZYONUN TANIMI VE ÇEŞİTLERİ
1.1-Erozyonun
Tanımı
Erozyon (toprak aşınımı), toprağın aşınmasını önleyen
bitki örtüsünün yok edilmesi sonucu koruyucu örtüden
yoksun kalan toprağın başta su ve rüzgarın etkisiyle
aşınması ve bulunduğu yerden başka yerlere taşınması
olayıdır.
Erozyonun başlıca nedeni, toprağı koruyan bitki örtüsünün
yok olmasıdır. Arazi eğimi, toprak yapısı, yıllık
yağış miktarı, iklim faktörleri, bitki örtüsü, toprak
ve bitkiye yapılan çeşitli müdahaleler, erozyonun
şiddetini belirleyen öğelerdir.
1.2-Yapıcı Unsurlara Göre Erozyon Çeşitleri
Özellikle ülkemizde tahribatı büyük boyutlara ulaşan
su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en önemlisidir.
erozyonundan sonra diğer erozyon çeşitlerini önem
sırasına göre; rüzgar, çığ, heyelan, deniz dalgaları
ve buzullar olarak sıralayabiliriz.
Su Erozyonu
Su erozyonu, erozyon çeşitleri içerisinde en yaygın
ve en etkili olanıdır. Bunun için, toprak erozyonu
denildiğinde akla su erozyonu gelmektedir. Türkiye
topraklarının % 86'sında erozyon vardır. Böylece su
erozyonunun etkilediği alan 66.9 milyon hektarı bulmaktadır.
Yurdumuzdaki önemli can ve mal kayıpları su erozyonu
sonucu meydana gelmektedir.
Resim
1.
Su Erozyonunun Etkili Olduğu Bir Saha
|
Rüzgar
Erozyonu
Sert ve kuvvetli rüzgarla toprağın taşınması olayıdır.
Rüzgar erozyonu sonucu verimli topraklar kaybolmakta,
buharlaşmanın hızlanmasıyla toprak nemliliği azalmakta,
bitki büyümesi yavaşlamakta, taşınan toprağın dolması
sonucu ulaşım aksamaktadır. Ayrıca taşınan kum ve
verimsiz toprak, üretken tarım topraklarını kaplayarak,
tarım yapılamaz hale getirmektedir.
Çığlar
Çığ; genelde yüksek rakımlarda ve eğimli alanlarda,
ormanlarla kaplı olmayan, pürüzsüz kayalık ve otlu
satıhlarda görülür. Buralarda meydana gelen aşırı
kar yağışları, kaygan satıhtan koparak aşağı kısımlara
doğru hızını ve miktarını arttırarak büyük bir kar
kitlesi haline gelir.
Türkiye'nin
aşırı derecede ormansızlaşmış, yükseltisi yurdun diğer
kısımlarına oranla daha fazla olan Kuzey- Kuzeydoğu
ve Doğu Anadolu Bölgelerinde çığ olaylarına sıkça
rastlanmakta, can ve mal kayıplarına neden olduğu
gibi yerleşim yerlerini, yolları, turistik tesisleri
ve devlet yatırımlarını tehdit etmektedir.
Grafik
1.
Ülkemizde Meydana Gelen Çığ Felaketlerinde Ölenlerin
Sayısı ve Oranı |
2.
EROZYONUN NEDENLERİ
Erozyonun nedenlerini temel olarak iki bölüm halinde
incelemek mümkündür. Bunlar;
* Doğal yapıdan kaynaklanan nedenler,
* Sosyal ve ekonomik nedenler olarak sıralanabilir.
2.1.Doğal Yapıdan Kaynaklanan Nedenler
Doğal yapıdan kaynaklanan nedenleri;
a. İklim
b. Topoğrafya
c. Jeolojik yapı ve toprak yapısı
d. Bitki örtüsü ve ölü örtü olarak sıralamak mümkündür.
İklim
İklimin erozyon üzerine etkisi; yağış, sıcaklık ve
rüzgarla olmaktadır. Bunların içerisinde en önemlisi
yağış olup, yağışın da şekli, şiddeti, süresi ve rejimi
erozyona farklı etkiler yapmaktadır. Diğer taraftan
sıcaklık, yağışların çeşidini, toprağın donmasını
ve nem içeriğini etkilemek suretiyle detaylı olarak
erozyonun şiddetine tesir etmektedir. Bu açıdan Doğu
Anadolu Bölgemizde toprağın 50 cm. derinliğe kadar
donması ve sıcak havalarda gevşemesi olayı, diğer
bölgelerimizde yağmur ve rüzgar, erozyon olayları
açısından önemlidir. Ülkemizin dünyadaki konumu nedeniyle
özellikle İç Anadolu, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'nde
yaz kuraklığı ve yağış azlığı/yetersizliği diğer bölgelere
göre daha fazladır. Bu nedenden dolayı, bitki örtüsünün
zayıf olduğu bu bölgeler ülkemizin erozyondan en fazla
etkilenen bölgeleridir. Çünkü, kurak ve yarı kurak
sahaların mevcut ekosistemlerinin bozulması kolay
ve hızlı olmakta ve bozulan ekosistemlerinin tekrar
eski haline getirilmesi de zor ve pahalı olmaktadır.
Resim
2. İklimin
Erozyona Etkisi
| Haritadan
da anlaşılacağı üzere ülkemiz kurak ve
yarı kurak bölgede bulunmaktadır ve genel
kanının aksine su kaynakları açısından
zengin değildir. |
|
Topografya
Yamacın eğim ve uzunluğu erozyonda etkilidir. Erozyonun
şiddeti ve toprağın yüzeysel akışla taşınmasına neden
olan faktörlerin başında eğim gelmektedir. Türkiye’nin
%29’ u orta yüksek dağlık arazi, %27’ si yüksek dağlık
araziden oluşmaktadır.
Dağlık
alanlar hassas bir ekosisteme sahiptir. Bu nedenle
dağlık alanlardaki tarımsal üretim sistemleri kolayca
elden çıkabilecek kırılgan bir yapıdadır. Buralarda
yaşayan insanlar hayatlarını sürdürebilmek için doğal
kaynaklara bağımlı ve oldukça fakirdirler.
Dünyada
kara kütlesinin ortalama yüksekliği 700 m., Avrupa'nın
330 m., Afrika'nın 600 m., Asya'nın 1010 m. olmasına
rağmen Türkiye'nin ortalama yüksekliği 1132 m.ye ulaşmaktadır.
Yükselti basamakları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede
0-500 metre arasındaki alanlar ülkemizin % 17,5'u,
500-1000 metre arasındaki sahalar % 26,6'sını kaplamakta,1000-2000
metre arasındaki alanlar ise % 45,9' a ulaşmaktadır.
1000 metrenin üzerinde olan araziler, ülkenin %56’
sını kapsamaktadır.
Grafik
2.
Ülkemizin ve dünyanın ortalama rakımı  |
Bu
yüksekliklere ek olarak topraklarımızın eğimi
de erozyona oldukça elverişli durumdadır.
Grafik 3. Türkiye
Topraklarının Eğim Durumu
 |
Jeolojik
Yapı ve Toprak Yapısı
Toprak ile jeolojik yapı arasında sıkı bir ilişki
vardır. En fazla aşınmaya uğrayan zeminler Eosen ve
Neojen zamanlara ait araziler ile volkanik kül ve
tüflerdir.
Genelde pekişme durumu zayıf, ayrışmaya ve erozyona
karşı fazla direnç göstermeyen gevşek yapılardan oluşan
topraklarımız erozyona hassas bir yapıdadır. Bu nedenle,
en fazla aşınan ve sellere en fazla malzeme veren
kaynaklar kumlu, siltli, çakıllı olan pekişmemiş araziler
ile bünyesine su aldığında kısa sürede eriyebilen
tuzlu ve alkali maddeler bakımından zengin, milli
ve killi topraklar olmaktadır.
Ülkemizde,
toprak örtüsünün tamamen yok olduğu eğimli alanlarda
erozyonun şeklini, şiddet ve seyrini; jeolojik yapıyı
oluşturan ana materyalin yapısı, bünye özelliği, yağış
sularını tutma ve geçirme kapasitesi gibi fıziksel
ve kimyasal özellikleri belirler. Öte yandan, kurak
ve sıcak iklim şartları altında Anadolu'nun kapalı
havzalarında çökelmiş olan tuzlu, alkali maddeler
bakımından zengin killi, marnlı ve jipsli depolarda
kimyasal erozyon ön plana geçmiştir.
Ülkemizde, bazı ana kayalar üzerinde oluşan toprak
aşınması; kayalık-taşlık alanların ortaya çıkmasına
ve dolayısıyla buraların VIII. sınıfa giren araziler
haline gelmesine yol açmıştır.
Bitki Örtüsü ve Ölü Örtü
Çıplak arazilere oranla bitki örtüsü ile kaplı arazilerde
erozyon daha az meydana gelmektedir; çünkü, bitki
örtüsü intersepsiyonla toprağa ulaşan yağışın miktarını,
şiddetini ve mekanik etkisini azaltır, kökleriyle
toprağı sarar ve taşınmasını önler. Orman toprakları
ise, suyun akış hızını azaltır ve suyun toprağa sızmasını
artırarak erozyonun şiddetini düşürür. Ayrıca; bitki
örtüsü, toprak yüzeyinde biriktirdiği ölü örtü ile
toprağı yağmura karşı korumaktadır. Özellikle, orman
ölü örtüsü, en şiddetli yağışları yüzeysel akıma geçmeden
toprak içerisine kolaylıkla geçirebilecek bir infıltrasyon
kapasitesine sahiptir.
2.2. Sosyal ve Ekonomik Nedenler
Doğal etkenlerin dışında; insanların alışkanlıkları
ve uygulamaları da erozyona neden olmaktadır. Bunlar;
a. Orman alanlarının tahrip edilmesi,
b. Meralarda aşırı otlatma,
c. Yanlış arazi kullanımı,
d. Dağınık ve düzensiz kırsal yerleşme şeklinde sıralanabilir.
Ormanların Tahribi
Ülkemiz ormanları, bilinçsiz ve usulsüz faydalanmalar,
otlatma, tarla açma ve bilinçsiz endüstrileşme gibi
çok değişik kullanım amaçları ile tahrip edilmekte
ve antropojen step alanına dönüştürülmektedir.
Ayrıca, Anadolu köylüsü, orman alanlarının tümünü
adeta bir mera alanı gibi görmekte ve herhangi bir
izin almaya gerek görmeksizin bu alanlarda gelişigüzel-başıboş
hayvan otlatmacılığını sürdürmektedir. Ancak, orman
idaresince gençleştirmeye tefrik edilen sahaların
dikenli tel ile koruma altına alınması halinde bu
otlatmaya zorda olsa engel olunabilmektedir.
Her yıl meydana gelen yüzlerce orman yangını ile de
binlerce hektar orman yok olmaktadır. Yüksek eğimli
orman alanlarında, ormanın ortadan kalkması sonucunda
erozyon hareketleri hızla artmaktadır: Yeşil örtünün
bir anda yangınlarla yok olması, sağanak şeklinde
yağan ilk yağışlarla birlikte toprak kaybına ve bir
çok yerin bir daha yeşil örtü ile kaplanamayacak şekilde
elden çıkmasına, sahanın taş ve kayalığa dönüşmesine
neden olmaktadır.
Meralarda
Aşırı Otlatma
Verim kapasitesinin çok üzerinde ve düzensiz otlatılan
meralarda ot örtüsünün tahrip olması yüzey erozyonunu
arttırmaktadır. Mera kapasitesi aşıldığı andan itibaren,
meradaki bitki örtüsü ve toprağın yapısı bozularak
erozyona elverişli hale gelir. Meralarda, doğru otlatma
mevsiminin seçilememesi ve ağır otlatma yapılması,
meraların aşırı derecede tahrip edilmesine ve toprağın
kompaklaşmasına neden olur. Dolayısıyla erozyonun
kaynağı olarak vasfını kaybetmiş meralar büyük önem
taşır.
Yanlış
Arazi Kullanımı
Ülkemizde yetenek sınıflarına göre tarıma uygun olmadığı
halde tarım yapılan ve bu şekilde yanlış kullanılan
arazinin alanı 6.1 milyon hektarı bulmaktadır.
Yanlış arazi kullanımı, değişik amaçlara yönelik uygulamalarla
giderek artmaktadır. I. II.III. ve IV. sınıf arazilerdeki
yaklaşık 172 000 hektar arazi yerleşme alanı ve sanayi
alanı olarak kullanılmaktadır. Özellikle son 20 yıldan
bu yana tarım alanları yerleşim ve ticari tesislerle
işgal edilmesi büyük bir ivme kazanmıştır. Bu durum
tarımda verimi azaltırken aynı zamanda sel ve taşkınları
da artırmıştır.
Dağınık ve Düzensiz Kırsal Yerleşme
Tabiatı en çok kullanan, en çok bozan ve en çok düzelten
de insandır. İnsan; tarımsal, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları
için bitki örtüsünü kaldırarak, toprağı diğer kullanım
şekillerine dönüştürmektedir.
2000 yılında yapılan nüfus sayımına göre, yurdumuzda
orman içi ve civarı köylerde yaklaşık 7 milyon insan
yaşamaktadır. Bu köylerin çoğu özellikle dağlık alanlarda
birden fazla mahallenin birleşmesinden meydana gelmektedir.Özellikle
Karadeniz Bölgesini ele alacak olursak evler arasında
1-2 km mesafe olduğu görülecektir. Buralara yol, su,
elektrik gibi çeşitli hizmetlerin götürülmesi hem
pahalı olmakta, hem de erozyonu arttırmaktadır. Ayrıca
bu köylerin önemli bir bölümünde yeterli ekonomik
gelire sahip olmayan fakir insanlar yaşamakta ve geçimleri
için mecburen doğal kaynakları kullanmaktadır. Bu
durum, rakımı yüksek dağlık alanlarda ekosistemin
bozulmasına ve böylece erozyonun hızlanmasına neden
olmaktadır.
Yukarda bahsedilen dört konu da “yüksek su havzalarında
doğal kaynak tahribatının” bir sonucu olarak ortaya
çıkmaktadır. Bunu bir şekille özetlemek mümkündür.
Şekil 2. Doğal kaynak tahribi, erozyon ve kırsal fakirlik
kısır döngüsü
Resim
3. Doğal
kaynak tahribi, erozyon ve kırsal fakirlik kısır
döngüsü |
3.
ÜLKEMİZDE EROZYONUN MEVCUT DURUMU
Genel Durum
Türkiye topraklarının %86’ sında erozyon vardır. Erozyonun
sıfır ve hafif olduğu alanların Türkiye yüzölçümüne
oranı % 13,86'dır.
Tablo
1. Ülkemizde Erozyon ve Şiddeti
Akarsu Havzalarındaki Erozyon
Türkiye'de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle
ve Yeşilırmak Havzaları'nda görülmektedir. Bu havzalarda
taşınan toprağın 500 milyon tona, hatta bazı yazarların
değerlendirmelerine göre de 1 milyar tona ulaştığı
ifade edilmektedir.
Tablo 2 Akarsu Havzaları ve Taşkınlar (1998 Yılına
Kadar)
Erozyon ve Barajlar
Erozyon sonucu aşınan toprak derelere, oradan denizlere
veya barajlara taşınır. Barajlara taşınan topraklar
orada birikerek baraj gölünün kısa sürede dolmasına
neden olur. Dolan barajlarda su yerine toprak tutulur.
Böylece barajdan ne sulama amacıyla yararlanılabilir
ne
de elektrik üretmek amacıyla. Zamanla baraj iyice
dolar ve hiç kullanılamaz hale gelir. Bu da büyük
bir milli servet kaybı demektir. Ülkemizde şiddetli
erozyon nedeniyle barajların kullanım süresi çok kısadır.
Örneğin, Avrupa’da bir baraj 1000 yıl kullanılabilirken,
ülkemizde bu süre 100 yıl kadar, hatta daha kısadır.
Çünkü, barajlarımız çıplak alanlardan gelen topraklarla
dolmaktadır. (Tablo)
Tablo
3 Barajlarımız ve Ekonomik Ömürleri
Dünyadaki
Erozyonun Türkiye İle Karşılaştırılması
Türkiye'deki akarsular ile sadece yüzer halde taşınan
malzeme miktarı ortalama olarak yılda 345 milyon tonun
üzerindedir. Dünyadaki akarsularda yüzer halde taşınan
katı madde miktarı toplam 20 milyar ton düzeyindedir.
Türkiye'deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme
miktarı, dünyada taşınan katı madenin 1/50'sine denk
düşmektedir.
Grafik 2. 1 km2 alandan taşınan toprağın Türkiye ve
Dünya Ortalaması
Ülkemizde 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara
karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık
600 ton, dünyada ise yılda ortalama 142 tondur.
Ülkemizde birim alandan taşınan katı materyal miktarı;
Afrika'dan 22 kat, Avrupa'dan 17 kat ve Kuzey Amerika'dan
6 kat daha fazladır .
4. EROZYONUN SONUÇLARI VE ZARARLARI
Erozyon; toprak ve arazi kaybı, toprakların su depolama
güçlerinde azalmalar, toprakların verimsizleşmesi,
verimli tarım alanlarının taşıntı materyali ile örtülmesi,
toprak işleme güçlüğü, sedimentasyon ve su kalitesinin
bozulması gibi zararlar meydana getirmektedir. Bunlar
canlıların yaşamları ile onların yaşadıkları ortamları
olumsuz etkilemektedir.
Şekil 3. Doğal kaynakların tahribi ve etkileri
Son
yılarda gerek dünya ve gerek ülkemizde ormansızlaşma
ve bununla bağlantılı olarak erozyon olaylarında bir
artışın olduğu gözlenmektedir.
Resim 3. 1998 Yılında Devrek’ te Meydana Gelen Sel
Tahribatı
Diğer taraftan hem dünyamız, hem de ülkemiz son birkaç
yıldan beri sık sık sel olaylarına sahne olmaktadır.
Örneğin; 1990, 1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla Batı
Avrupa, Hindistan ve Tayland'da;1998 ve 1999 yıllarında
da Dünyada 30'u aşkın ülkede sel olayları meydana
gelmiştir. Ülkemizde, Dünyadakine benzer bir olgu
yaşamıştır. Örneğin; 1995 yılında Senirkent, İzmir,
Düzce ve Kaynaşlı, 1998 yılında Batı Karadeniz ve
1999 yılında Marmara, Akdeniz ve Ege Bölgelerinde
sellerin meydana gelmesi gibi.
Sel olayları sırasında gerek Dünyada ve gerek ülkemizde
yüzlerce kişinin yaşamını yitirdiği köprü, yol, kanal
gibi tesislerin ve tarım alanlarının zarar gördüğü
bilinen bir gerçektir. Bu olgu, selleri, erozyonun
en önemli ve üzerinde titizlikle durulması gereken
bir zararı olarak algılanmasını gerekli kılmaktadır.
Bu nedenle, öncelikle seller ve erozyonun doğurduğu
diğer zararlarla ivedilikle savaşılmalı ve bu amaçla
ormansızlaşma önlenmeli ve erozyon kontrolu çalışmaları
kapsamlı olarak sürdürülmelidir.
YOĞUNLAŞAN
BÖLGELER
Türkiye`de erozyon en fazla sırasıyla Fırat, Dicle
ve Yeşilırmak Havzaları`nda görülüyor. Erozyon nedeniyle
yılda toplam 346 ton sediment/toprak taşınıyor. Ancak,
ölçümlerde yer almayan ve yatak yüküolarak ifade edilen
kum çakıl gibi materyaller ile yamaçlardan akarak
inen ve akarsulara ulaşmayan topraklarda dikkate alındığında
Türkiye`nin kaybettiği toprak miktarı 500 milyon tona,
hatta bazı kesimlerin ifadesine göre 1 milyar tonu
aşıyor
Türkiye`deki akarsuların taşıdığı yüzer haldeki malzeme
miktarı, dünyada taşınan katı maddenin 50`de 1`i kadar.
Türkiye`de 1 kilometrekarelik alandan aşınarak akarsulara
karışan ince malzeme miktarı, yılda ortalama yaklaşık
60ton. Bu miktar dünyada ortalama 142 ton. Türkiye`de
erozyonla birim alandan taşınan katı materyal; Afrika`dan
22, Avrupa`dan 17 ve Kuzey Amerika`dan 6 kat daha
fazla gerçekleşiyor.
BARAJLAR ERKEN DOLUYOR
Erozyon sonucunda barajlarda biriken katı materyaller,
kullanılabilir baraj rezervuar hacminde gözle görülür
kayıplara neden oluyor. Erozyon, büyük kaynaklar harcanarak
gerçekleştirilen ve ekonomik ömrü ortalama 100 yıl
olarak öngörülen barajların ömrünü kısaltıyor.
Türkiye`de yaşanan şiddetli erozyonun sonucu olarak,
Altınapa Barajı 19, Bayındır Barajı 28, Demirköprü
Barajı 41, Hirfanlı Barajı 33, Karamanlı Barajı 13,
Kartalkaya Barajı 19, Kemer Barajı 22, Selevir Barajı
27, Sürgü Barajı 35, Yalvaç Barajı 27 yılda ekonomik
ömrünü tamamladı.
Erozyondan etkilenmeye devam eden Buldan Barajı`nın
72, Çaygören Barajı`nın 77, Çubuk-1 Barajı`nın 75,
Kesikköprü Barajı`nın 66, SeyhanBarajı`nın ise 70
yılda ekonomik ömrünü doldurması bekleniyor.
Ülke ve bölge için büyük önem arzetmesine karşın çevresi
bitki örtüsünden yoksun olan Keban, Karakaya ve Atatürk
barajlarının da tahmin edilenden daha önce ekonomik
ömürlerini tamamlayacakları ifade ediliyor.
Erozyon,
Türkiye'nin gıda açısından kendine yeterli bir ülke
olmasını tehlikeye düşürmektedir. Rüzgar ve yağmur,
verimli toprakları sürükleyerek, baraj göllerine,
akarsu yataklarına ve denizlere taşımaktadır.
Resim
4. Senirkent Sel Felaketi 1995
Ülke
yüzeyinden bir yılda kaybedilen toprak miktarı yaklaşık
1.4 milyar tondur. Sadece tarım alanlarından kaybedilen
verimli toprak miktarı ise yaklaşık 500 milyon ton/yıl'dır.
Bu topraklarla birlikte mineral ve organik madde de
kaybedilmektedir. Erozyon sonucunda toprağın altındaki
cansız tabaka (ana kaya) ortaya çıkmaktadır. Faydalı
toprak katmanlarını kaybeden arazilerde çölleşme başlamaktadır.
NASA'nın yaptığı bir araştırmaya göre, erozyonun şiddetlenerek
devam etmesi halinde Türkiye'nin büyük bir bölümü
55 yıl sonra çöl olacaktır. Toprakları çölleşen bir
ülkenin temel sorunları, açlık, susuzluk, işsizlik
ve iç göç olacaktır.
Erozyonla
kaybedilen bir başka değer ise sudur. Kaybolan toprak
yüzünden her yıl yaklaşık 50 milyar m3 yağış depolanamamaktadır.
Barajlar ve yeraltı suları da, erozyonun etkilerinden
nasibini almaktadır. Yerinden kopup giden topraklar,
baraj göllerini doldurarak su depolama hacimlerini
azaltmakta ve barajların ömrünün kısalmasına neden
olmaktadır.
Erozyon
toplumsal sorunların artmasına da yol açmaktadır.
Yanlış arazi kullanımı, tarım alanlarının verimini
azaltmaktadır. Doğduğu ve büyüdüğü yerde geçim şansı
ortadan kalkan insanların, kentlere göçmekten başka
seçeneği kalmamaktadır. Köyden kente göç ise, alt
yapının yetersiz olduğu kentlerdeki ekonomik ve toplumsal
sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.
5. EROZYONLA MÜCADELE
Erozyonla mücadele ülkemiz için olmazsa olmaz bir
durum haline gelmiştir. Ancak gerekli çalışmaların
tam olarak yapıldığı söylenemez.
Erozyonla mücadele konusunu sosyal-idari ve teknik
olarak üç bölüm halinde ele almak gerekir.
Erozyonla Mücadelenin Sosyal Boyutu
Eğitim
Tüm dünyada erozyonun en büyük amili insanlardır.
İnsan etkisinin ve zararının olmadığı, bitki örtüsünün
bozulmadığı yerlerde erozyondan bahsetmek pek de doğru
olmaz. Problemin kaynağı insanlar olduğuna göre, çözüme
de buradan başlamak gerekir. Bu konuda yapılması en
kolay, en ucuz ve en etkili tedbir “doğal kaynakları
kullanan insanların” eğitilmesidir.
Tüm
dünyada olduğu gibi ülkemizde de erozyondan en fazla
zarar gören insanlar, bu zararın doğmasına neden olan
kırsal kesimde yaşayan insanlardır. Bu olgu sonucunda
zaten düşük olan gelirleri hepten düşmektedir. Bulundukları
yerde geçim imkanı kalmayınca çaresizlik içinde büyük
şehirlere göç etmekte, hazırlıksız ve birikimsiz yapılan
göçler şehirleri de yetersiz hale getirmektedir.
Ülkemizdeki
temel problem, erozyonun zararlarının tam olarak anlaşılamamasıdır.
Teşhisi konulmayan hastalığın tedavisi mümkün değildir.
Bir çevre problemi olarak erozyonla daha çok şehirde
yaşayan insanlar ilgilenmekte, çözüm arayışlarına
girmektedir. Ancak bu duygu henüz kırsal kesime ulaşmamıştır.
Kırsal kesimde doğal olarak hayvanın biraz daha otlaması,
kışlık yakacak ihtiyacının karşılanması önemlidir.
Ancak,işin
bu ekonomik ve zaruri boyutu yanında alışkanlık ve
ilgisizlik boyutu da vardır. Boş zamanlarını kahvede
değerlendiren insanımız “ağaç dikmeyi” veya dikilen
ağaçları koruyucu önlemler almayı düşünmemektedir.
Mesela her köyde var olan ve genelde de çevrili olan
mezarlıklara bile ağaç dikilmemektedir. Köy yollarında
başıboş akan sular küçük bir tedbirle uygun mecraya
yönlendirilecekken bir yerler göçene kadar kimse ilgilenmemektedir.
Başka
acı bir örnek, devlet kurumları tarafından yapılan
ağaçlandırma çalışmalarına en büyük engeli orada yaşayan
insanlar çıkarmaktadır. Mesela bir köyde yapılacak
ve tüm köylünün menfaatine olan bir çalışmayı 25-30
keçisi olan bir insan sabote edebilmekte, diğerlerinden
herhangi bir tepki gelemeyebilmektedir.
Bunun
en etkili çözümü; problemin bu insanlarımıza tam olarak
anlatılmasıdır. Başka bir önlem de buralarda yapılacak
her türlü çalışmada insanların fikirlerini almak,
bu doğrultuda plan ve uygulama yapmak ve çalışmalarda
mümkün mertebe yerel işgücünü kullanmaktır. Devlet
tarafından yapılacak tüm projelerde projelerin uygulanacağı
yerlerde oturan insanlar için eğitim bütçesi konulmalı,
ayrıca çalışacak personel öncelikle eğitilmelidir.
Sivil Toplum Örgütlerinin Desteklenmesi
Zamanımızda STÖ’ ler gün geçtikçe önem kazanmakta
ve etkileri artmaktadır. Olması gereken de budur.
Ormancılık sektörü ile ilgili "Sivil Toplum Örgütleri"
özellikle son yıllarda erozyonla mücadele ve ağaçlandırma
faaliyetlerine maddi ve manevi olarak katkıda bulunmak,
doğal yapının korunması ve rehabilite edilmesi konusunda
çalışmalar yapmakta ve ayrıca uygulamalara yardımcı
olmak üzere tanıtım ve kamuoyu oluşturma fonksiyonlarını
yerine getirmektedir.
Erozyonla mücadelede Devlet tarafından uygulamaya
konulan Havza Islah Projeleri, özellikle rakımı yüksek
orman alanlarında yaşayan ve yaşamlarını sadece orman
kaynaklarından sağlayan yerel halkın, bütün güçlerini
bir araya getirerek ormana zarar veren ortamdan kurtarıp,
ormanı seven bireyler haline gelmesini amaç edinmektedir.
Böylece projelerin başlangıç yıllarında ve uygulama
süresince halkın bu yönde bilinçlendirilmesinde ve
eğitilmesinde sivil toplum örgütlerine ve bunların
desteğine ihtiyaç vardır.
Ancak sivil toplum örgütleri kendi aralarında ve kurum
ve kuruluşlar arasındaki ilişkilerinde işbirliğinden
uzak çalışma yapmaktadır. Hatta bazen kurumlarla sivil
toplum örgütleri arasında çalışma konularında duplikasyonlar
ortaya çıkabilmektedir.
Türkiye'de sivil toplum örgütlerinin (STÖ) iyi organize
olmaları halinde sorunun çözümü bir şekilde daha kolay
olacaktır. Özellikle erozyon kontrolü çalışmaları
için gerekli fınans temininde faydalı olabilecekleri
gibi, toplumda çevre bilincinin yerleşmesinde, önemli
kanunların çıkarılmasında eğitim ve kamuoyu bilincinin
geliştirilmesinde önemli katkı sağlayabilecekleri
bir gerçektir.
Bu nedenle sivil toplum örgütleri, yerel halk örgütleninceye
kadar, projede yaşayan halkın arazi kullanım ve tarımsal
üretim tekniklerini doğru biçimde kullanmasında ve
ürünlerinin pazarlanmasında, katılımcı kuruluşlarla
beraber havza ıslah projelerinin uygulamalarında yardımlarını
sürdürmeleri büyük önem taşımaktadır.
Erozyonla Mücadelenin Kanuni Boyutu
Erozyonla mücadele konusunda, değişik tarihlerde çıkarılan
kanunlar vardır.
Bunlar;
a. 6831 Sayılı Orman Kanunu
b. 4122 Sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu
Seferberlik Kanunu
c. 4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun
d. 3202 Sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kuruluş
Kanunu.
e. 6200 Sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu
6831 Sayılı Orman Kanunu
TBMM tarafından 31.07.2003 tarihinde kabul edilen
4965 sayılı kanunla Orman Kanunun 58. Maddesi aşağıdaki
gibi düzenlenmiştir.
Orman Kanununun 58. Maddesi
MADDE
11. - 6831 sayılı Kanunun 58 inci maddesi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiştir.
Madde 58. - Orman rejimine dahil veya yeniden orman
tesis edilecek yerlerde havza bazında yapılacak ağaçlandırma,
erozyon ve sel kontrolü, çığ ve heyelanların önlenmesi,
ekosistemlerin korunup geliştirilmesi ve havzada yaşayan
insanların hayat şartlarının iyileştirilmesi faaliyetleri,
Çevre ve Orman Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili
kuruluşlarla birlikte hazırlanan entegre projeler
halinde uygulanır.
Ancak, Devlet ormanı içinden geçen mevcut demiryolu,
karayolu ve köy yollarının tamiri, tahkimi ve bakımı
orman idaresine bilgi verilerek ilgililer tarafından
yapılır.
4122 Sayılı Milli Ağaçlandırma ve Erozyon
Kontrolu Seferberlik Kanunu
Bu kanun münhasıran ağaçlandırma ve erozyon kontrolu
çalışmaları için çıkarılmıştır. Kanunun amaç ve kapsamına
belirleyen birinci maddesi aşağıdaki gibidir.
4122 Sayılı Kanunun Amaç ve Kapsamı
Madde 1 - Bu Kanunun amacı; Devlet ormanlarında, Devletin
hüküm ve tasarrufu altındaki arazilerde, göl ve akarsu
kenarlarında, tüzel kişilerin mülkiyet ve tasarrufundaki
arazilerde, orman sahasını ve ağaç servetini çoğaltmak,
toprak, su ve bitki arasında bozulan dengeyi kurmak,
geliştirmek ve çevre değerlerini korumak maksadıyla,
kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişiler
tarafından yapılacak ağaçlandırma ve erozyon kontrolü
çalışmalarına ait esas ve usulleri düzenlemektir.
4856 Sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Kuruluş ve Görevleri
Hakkında Kanun
Kanunun 2/ö fıkrası, Çevre ve Orman Bakanlığını “erozyonu
önleyici her türlü tedbiri almak” la görevlendirmiştir.
3202
Sayılı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kuruluş Kanunu.
Kanunun 11/b maddesi, Genel Müdürlüğe “Toprak erozyonunu
önleyici, giderici ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin
kurulması ve korunmasını sağlayıcı tedbirleri almak,
gerekli tesisleri yapmak ve yaptırmak” . görevini
vermektedir. (Köy Hizmetleri genel Müdürlüğü kapatılmış,
ancak görevleri İl Özel İdare Müdürlüklerine devredilmiştir.)
Ayrıca 4122 Sayılı Kanunun 4. maddesi aşağıdaki gibidir.
4122 Sayılı Kanunun 4. maddesi
Başbakanlık; Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla,
sulama göletlerinin su toplama havzalarındaki tarım
arazilerinde gerekli havza ıslahı tedbirlerini alır.
Toprak erozyonunu önleyici, giderici ve azaltıcı tedbirler
ile toprak ve su dengesinin kurulması ve korunmasını
sağlar. Köy yolları kenarlarında tarım arazilerinde
rüzgar erozyonunun önlenmesi için ağaçlandırma çalışmaları
yapar. Rüzgar perdeleri oluşturur. Devletin hüküm
ve tasarrufu altında veya özel mülkiyetinde bulunan
yabani fıstıklık, zeytinlik, harnupluk, makilik, çayır
ve meraların geliştirilmesinde altyapı çalışmalarını
yapar veya yaptırır.
6200
Sayılı Devlet Su İşleri Kuruluş Kanunu
Kanunun 2/a maddesi Genel Müdürlüğü “taşkın sular
ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek”
ten sorumlu tutmuştur.
4122 Sayılı Kanun ise “barajların su toplama havzalarında
mülkiyeti kendisine ait veya 6200 sayılı Kanunla kendisine
verilen görevler için tahsis edilen veya izin veya
irtifak hakkı tesis edilen sahalarda ağaçlandırma
ve erozyon kontrolü çalışmalarını ve bakım ile koruma
işlerini yapar veya yaptırır.” Demektedir.
Erozyonla Mücadelenin İdari Boyutu
Ülkemizde erozyonla mücadele faaliyetleri birkaç Bakanlık
tarafından yürütülmektedir. Bunlardan özellikle uygulamada
çalışan kurumları şöyle sıralayabiliriz.;
* Çevre ve Orman Bakanlığı
a. Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü
(Doğrudan tedbir alarak)
b. OR-KÖY Genel Müdürlüğü. Kırsal fakirliği azaltıcı
tedbirler yoluyla.
c. Orman Genel Müdürlüğü
* Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
* Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Türkiye'de erozyon, sel kontrolu, rusubat ve taşkın
faaliyetleri; orman sınırları içinde kalan veya orman
rejimine alınması gereken yerlerde Çevre ve Orman
Bakanlığı tarafından, tarım alanlarında erozyon kontrolu
çalışmaları ise Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından
yapılmaktadır. Ayrıca, sel ve taşkınları önlemek amacıyla
dere meralarında erekli taşıntı barajlarının inşaatı
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nce yürütülmektedir
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü
4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanunun 11. maddesi aşağıdaki gibidir.
AGM’ nin Erozyonla Mücadele Görevi
MADDE 11.- Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel
Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Bozuk orman alanlarında ve gerektiğinde verimli
orman alanlarında ağaçlandırma, erozyon kontrolü,
orman içi mera ıslahı, sosyal ormancılık faaliyetlerine
ait plân ve projeler ile bu plân ve projelerin gerektirdiği
her türlü çalışmayı yapmak ve yaptırmak.
b) Orman rejimine alınacak yerlerde yeniden orman
tesis etmek ve doğal dengeyi sağlayacak erozyon kontrolü
tedbirlerini almak.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü'nün 3202 Sayılı Kuruluş
Kanunu'nda "Toprak erozyonunu önleyici, giderici
ve azaltıcı, toprak ve su dengesinin kurulması ve
korunmasını sağlayıcı tedbir almak, gerekli tesisleri
yapmak ve yaptırmak" görevleri arasında bulunmaktadır.Ancak,
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bu kanun çerçevesinde
tarım alanlarında ve değişik derecelerde erozyon problemi
olan sahalarda çalışmaktadır. Çalışma tekniği genellikle
tarım amaçlı seki inşa etmek ve taşlı arazilerin temizlenerek
tarıma açmak, sulama göleti inşa etmek gibi tarla
içi çalışmalar yanında rüzgarın yol açtığı aşınmaları
önleme, kumul ıslahı ile gölet havzalarında gerekli
erozyon tedbirleri almak şeklinde olmaktadır. (Köy
Hizmetleri genel Müdürlüğü kapatılmış, ancak görevleri
İl Özel İdare Müdürlüklerine devredilmiştir.)
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'nün 1953 yılında
çıkarılan 6200 Sayılı Kuruluş Kanunu’nunda "Taşkın
sular ve sellere karşı koruyucu tesisler meydana getirmek,
akarsularda ıslahat yapmak ve icabedenleri seyrüsefere
elverişli hale getirmek ve yapılan tesislerin işletmelerini
(çalıştırma, bakım ve onarım) sağlamak" gibi
işler görevleri arasında sayılmıştır.
Kanundan
anlaşıldığı gibi, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü'ne
erozyonun önlenmesi görevi verilmemiş ve sadece selin
zararını azaltıcı tesislerin yapılması şeklinde görevler
verilmiştir. Ancak, inşa edilen küçük ölçekli barajların
erozyonla çalışamaz hale gelmesinden sonra erozyon
kontrolu önlemleri alınması gereği duyulmuş ve 1958
yılından sonra bu çalışmalara başlanmıştır. Bu çalışma
içerisinde sel derelerinde yatak erozyonunun (kıyı
ve taban oyulmaları, yamaç göçmeleri ve heyelanlar)
önlenmesine ve ıslahına ağırlık verilmiştir. Ayrıca
DSİ tarafından küçük çapta da yandere havzalarında
gerekli ağaçlandırma ve toprak muhafaza çalışmaları
yapılmışsa da bu çalışmaların kapsamı çok sınırlı
tutulmuştur.
Bunun yanında Milli Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu
Seferberlik Kanununda " Barajların Su Toplama
Havzalarında Mülkiyetin 6200 Sayılı Kanunla kendisine
verilen görevler için tahsis edilen, izin veya irtifak
hakkı tesis edilen sahalarda ağaçlandırma ve erozyon
kontrolu çalışmalarını ve bakım ile koruma işlerini
DSİ ye vermiştir.
6.EROZYON KONTROLU ÇALIŞMALARINDA MALİYET-ZAMAN
VE FAYDA ANALİZİ
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğünce
orman rejimine dahil alanlarda başlatılan potansiyel
ağaçlandırma, erozyon kontrolu ve mera ıslahı çalışmalarında
ilk belirlemelere göre erozyon kontrolu tedbiri alınmaya
uygun 2,7 milyon hektar potansiyel erozyon sahalarının
mevcut olduğu tespit edilmiştir.
Yılda
100 bin hektar alanda çalışma yapılabilmesi halinde
sadece orman rejimi içerisindeki 2,7 milyon hektar
civarındaki erozyon olayının görüldüğü sahalardaki
uygulamaların 26 yıl süreceği görülmektedir. Ayrıca,
orman rejimi dışında çok geniş sahalar da erozyon
tehdidi altındadır.
Bir
hektar erozyon kontrolünün hektar maliyeti bölgeden
bölgeye değişmekle beraber ortalama 1000 ABD Doları
civarında olup ödenen para doğrudan kırsal kesimdeki
işçi ve köylümüze gitmektedir. Bir örnek olarak yılda
100 bin hektar erozyon kontrolu çalışmalarının asgari
60 bin hektarı yamaç ve dere ıslahı gibi işçi ile
yapılan tesisler olduğu düşünülürse ve bir işçnin
yılda 3,6 hektar erozyon kontrolu çalışmaları yaptığı
da dikkate alınırsa yılda 6 ay 27.700 kişiye iş temin
edilmiş olacaktır.
Bu
doğrudan etkinin dışında etkili bir erozyon kontrolu
çalışmasının hangi neticeleri vereceğini şu şekilde
açıklayabiliriz:
* Erozyon toprağın üzerindeki verimli ince tabakayı
aşındırıp götürür. Üst tabaka taşınınca ortaya henüz
ayrışmamış olan materyal ya da toprağın oluştuğu ana
kaya çıkar. Bu şekilde erozyona uğramış olan bir arazide
tarım yapılması mümkün değildir.
*
Erozyonla beraber toprağın içinde bulunan canlılar
da yeterli yaşama ortamı bulamaz ve ölürler. Böylece
toprak oluşumuna katkı sağlayan bakteriler, mantarlar
ve diğer mikroorganizmalar da yok olur. Mikroorganizmaların
yanı sıra, doğal bitki örtüsünü oluşturan ve hatta
ilaç yapımında kullanılan birçok bitki türü de yok
olmaktadır.
*
Erozyon sonucu aşınan toprak derelere, oradan denizlere
veya barajlara taşınır. Barajlara taşınan topraklar
orada birikerek baraj gölünün kısa sürede dolmasına
neden olur. Dolan barajlarda su yerine toprak tutulur.
Böylece barajdan ne sulama amacıyla yararlanılabilir
ne de elektrik üretmek amacıyla. Zamanla baraj iyice
dolar ve hiç kullanılamaz hale gelir. Bu da büyük
bir milli servet kaybı demektir. Ülkemizde şiddetli
erozyon nedeniyle barajların kullanım süresi çok kısadır.
Örneğin, Avrupa’da bir baraj 1000 yıl kullanılabilirken,
ülkemizde bu süre 100 yıl kadar, hatta daha kısadır.
Çünkü, barajlarımız çıplak alanlardan gelen topraklarla
dolmaktadır.
*
Erozyonla taşınan rusubat verimli tarım alanlarını
kaplayarak ürün alınamaz hale getirir.
*
Şiddetli taşkınlar binlerce can kaybına neden olmaktadır.
*
Toprak; kar ve yağmur sularının önemli bir kısmını
emerek, yer altı su kaynaklarımızın oluşmasını sağlar.
Toprak erozyona uğrayınca ortaya su sorunu da çıkar.
Çünkü, yer altı su kaynaklarımız beslenemez. Böylece
doğadaki su dengesi de bozulur.
*
Erozyonun sonucu çölleşmedir. Bitki örtüsünün bozulması,
toprağın erozyona uğraması, su kaynaklarının azalması,
beraberinde çölleşmeyi getirir. Ülkemizin birçok bölgesi
çölleşmeye başlamış ve hatta kimi yerler çöl gibi
olmuştur.
*
Erozyonun en önemli toplumsal sonucu açlık ve göçtür.
Erozyona uğrayan tarım alanları verimsizleşmektedir.
Geçimlerini bu topraktan sağlayan insanlar, topraklarından
yeterli ürün alamayınca aç kalmaktadır. Aç kalınca
da kendilerine başka geçim kaynakları bulabilmek için
köylerini bırakıp şehirlere göç etmektedirler. Böylece
kentlerde aşırı bir nüfus artışı meydana gelmektedir.
Kentlerdeki çeşitli yetersizliklerden dolayı, göç
eden bu insanlar yine birçok sıkıntılar çekmektedir.
Sağlıksız yerleşim yerlerinin sayısı ve işsizlik oranı
artmaktadır. İşsizlik ve kültür farkı karmaşası toplumsal
düzeni bozmakta, insanlarda stres baş göstermekte
ve suç oranı yükselmektedir.
* Öte yandan azalan tarım ürünleri, kırsalda olduğu
gibi kentlerde de açlığa neden olmakta ve tarımsal
ürünlerin fiyatları artmaktadır. Gıda ürünleri pahalı
olunca da insanlar satın alamamakta ve beslenme bozuklukları
görülmektedir. Sonuçta toplum sağlıksız, eğitimsiz,
işsiz, kısacası her yönden sorunlu bir toplum haline
gelmektedir.
Devletin
ve toplumun tüm katmanlarının elbirliği ile yapılan
etkili “erozyon kontrolu çalışmaları” yukarda sayılan
tüm etkileri azaltacaktır. Bunların değeri ise milyarlarca
dolarla ölçülemeyecek kadardır.
Sağlıklı
bir bardak suyun değerini, ciğerlerimize kadar büyük
bir mutlulukla çektiğimiz temiz bir havanın kıymetini
ancak yokluğunda anlarız ama iş işten geçmiş olur.
7.EROZYONLA MÜCADELE İÇİN ALINACAK TEDBİRLER
Erozyonu
meydana getiren faktörlere göre, alınacak tedbirler
de değişmektedir. Bu tedbirleri;
*
Su erozyonuna karşı alınacak tedbirler,
* Rüzgar erozyonuna karşı alınacak tedbirler,
* Çığlara karşı alınacak tedbirler,
* Kumullara karşı alınacak tedbirler,
* Heyelanlara karşı alınacak tedbirler
Şeklinde
sıralamak mümkündür.
7.1-Su
Erozyonuna Karşı Alınacak Tedbirler
Sel
deresi havzasında alınacak erozyon kontrolu tedbirlerini
idari, kültürel ve mekanik olmak üzere üç bölümde
toplayabiliriz.
a)
İdari Önlemler : Doğal dengenin bozulmasına
neden olan insan müdahalelerinin durdurulmasına yönelik
tedbirlerdir. Bunlar; otlatmanın düzenlenmesi, arazi
sınıflamasına göre arazi kullanımının temini, halkın
katılımı sağlanarak sorunun çözümü, erozyon sahalarının
korunması gibi tedbirlerdir. En önemlisi ise havzada
yaşayan halkın refah seviyesinin yükseltilmesini içeren
projelerin uygulamaya konmasıdır.
b)
Kültürel Önlemler : Bitki örtüsü tesis etmek
veya mevcut bitki örtüsünü geliştirmek yoluyla erozyonu
durdurmayı amaçlayan uygulamalardır. Bunlardan bazıları;
ağaçlandırma, örtü geliştirme, otlandırma, mera ıslahı
çalışmaları, sediment taşımayan dere yataklarının
yöreye uygun bitki türleri ile ağaçlandırması.
c)
Mekanik Önlemler : Teraslama, çevirme hendeği
gibi arazi hazırlığı niteliğindeki önlemler ile kuru
duvar eşik, örme çit ve ıslah sekisi türündeki sınai
tesislerdir. Mekanik önlemleri, yamaçlarda uygulanan
önlemler (Teraslama, çevirme hendeği örme çit v.b.)
ile oyuntu erozyonuna karşı alınan önlemler (Toprak
sedde, kuru duvar eşik, miks eşik, tersib bendi, kıyı
duvarları, anroşman v.b.) olarak iki bölümde inceleyebiliriz.
Erozyonla
savaş çalışmalarının etkili ve ekonomik olabilmesi
için:
- Tekniğin iyi bilinmesi
- Uygulanacak metodun doğru seçilmesi
- Her tesis gerekli olduğu yerde ve tekniğine uygun
ve ekonomik bir şekilde yapılması gerekmektedir. Bu
nedenle sahalar çok iyi etüt edilmeli ve incelenmelidir.
Erozyon kontrolu sahalarında prodüktif orman tesisi
amacıyla yapılacak saha varsa, bu saha da ekonomik
prensipler içerisinde ağaçlandırma çalışması yapılabilir.
7.2.1-Teraslama
Teraslama, yamaçlar üzerine düşen yağmur sularının
taşıma gücü kazanmadan önünün kesilerek, toprakta
suyun tutulmasına yarayan bir sistem olup, kurak ve
yarı kurak sahalarda yüzey erozyonu ile savaşta kullanılan
en önemli metottur.
Ormancılık
açısından % 60 eğimin üzerinde teraslama yapmak doğru
değildir.Ancak, can ve mal emniyeti açısından önemli
olan özel şartlarda % 80 meyle kadar teraslama yapılabilir.
Kalan üst meyildeki araziler koruma yoluyla örtü geliştirmeye
terk edilir. Teknik olarak yapılacak teraslara, üst
kısımdan yüzeysel akışla gelecek suların zarar vermemesi
için teraslama sahasının üst kısmına bir çevirme hendeği
(saptırma kanalı) yapılmalıdır.
Eğimli
Teraslar (Akıtıcı Teraslar)
Eğimli
yamaçlarda ani sel tahribatı ve toprak erozyonunu
önlemek için yapılır. Esas amaç, yağış sularını kısa
mesafede tutarak yamaç dışına akıtmak ve yamaçtaki
toprak taşınmasına engel olmaktadır. Yağışlı yörelerde
toprağın geçirimsiz olduğu dik eğimlerde uygulanır.
Suyu tehlikesizce tahkim edilmiş dereciklere veya
boşaltma kanallarına akıtan stabil kanal durumundadır.
% 1 - % 0,5 meyille tesis edilir ve uzunluğu 400 m’
yi geçmez. Bu tip teraslar, ağaçlandırma yapılmayacak
erozyon kontrolu sahalarında ve yüzeysel akışın eğimsiz
terasları tahrip edilebileceği alanlarda inşa edilir.
Eğimsiz
Teraslar
Yüzeysel
akışa geçen suların tamamen tutulması ve arazinin
ön görülen kültürel önlemlere hazır hale getirilmesi
için tesis edilen, tesviye eğrilerine paralel sıfır
meyilli teraslardır. İnfiltrasyon kabiliyeti yüksektir.
Üçe ayrılır;
Gradoni
Tip Teras
Tekne Tipi (Hendek Tipi-Trapez) Teraslar
Kanallı Gradoni Tipi Teras
Şekil
4-Gradoni tipi teras
Şekil 5-Tekne tipi teras
Şekil
6-Kanallı gradoni tipi teras
Uygulamada genelde Gradoni (Açık V ) tipi teras inşa
edilmektedir. Eğimi % 60’a kadar olan yamaçlarda uygulanabilir.
Genişlik 60-80 cm. arasında değişir. Teras yüzeyine
içe doğru % 20-40 arasında eğim verilmelidir. Teras
derinliği, şevin üst noktasının kazı şevine doğru
uzatılan yatay hat ile teras yüzeyi ile kazı şevinin
kesiştiği en açık nokta arasındaki mesafe olan ( h
) derinliğidir. Bu derinlik 15-30 cm. arasında değişir.
Tekne
tipi teraslar arazi mayili % 40’ı geçmeyen ve yağışı
fazla olan sahalarda uygulanır. Can ve mal emniyetinin
önemli olduğu yerlerde % 60 meyile kadar yapılabilir.
Teras tabanının ön yüzüne yakın kısımlar işlenir.
Ortalama taban genişliği 30 cm, derinlik ise 20 cm.
olur.
Kanallı gradoni teraslar, eğimi % 60’a kadar olan
sahalarda uygulanabilir. Teraslar 15-20 cm genişliğinde
ve 30-35 cm. derinliğinde kanal açılarak yapılır.
Dikimlerde fidan kanalın ön yüzüne yerleştirilir ve
yamaçtan çıkan toprakla doldurularak, içe doğru %
15 eğim verilir.
7.1.2-Çürük
Yamaçların Sağlamlaştırılması
Akan
yamaçların, toprağın akışı durdurularak uygun bitki
örtüsünün geliştirilmesi ile ıslah edilmesi gerekmektedir.
Aksi halde havzada diğer ıslah metotları uygulanmış
olsa da erozyon devam eder.
Drenaj
Tesisleri
Çürük
yamaçlarda su miktarı arttıkça, toprağın iç sürtünme
direnci azalmakta, böylece yamaç stabilitesi azalmaktadır.
Bunun için yamaç topuğunu kuru veya harçlı duvarla
sağlamlaştırdıktan sonra, yamacın üst kısmından gelen
yüzey akışlarını saptırma kanalı ile çevirerek sağlam
bir alana akıtmalıdır. Drenaj hendekleri ot ekimleri
yapılarak stabil hale getirmeli veya taş kaplamalı
olarak inşa edilmelidir.
Çizgi
Ot Ekimi
Eğimin
çok dik ve yüzeysel taşınmanın fazla olmadığı iyi
topraklı çürük yamaçların ıslahında ot ekimleri faydalı
sonuçlar verir. Tesviye eğrilerine paralel olarak
25-30 cm. aralıkla, kazma ucu ile 4-5 cm. derinlikte
açılan çizgilere Graminese (Buğdaygiller) veya Leguminose
(Baklagiller) familyasına dahil bitkiler bu amaçla
ekilebilir. Ekimden sonra çizgiler kapatılarak ekim
çıkıntısı bırakılmayacaktır.
Örme
Çit Tesisi
Örme
çitler, çürük yamaçlarda yağmur sularının akışını
yavaşlatarak toprağın aşınmasını ve taşınmasını önler.
90-100
cm. boy ve 4-6 cm. çapındaki kazıklar birbirine 30-40
cm. aralıklarla çakılır. Sıralar arasındaki mesafe
1-1,5 m.dir. Sürgün verme özelliği olan kazıklar kullanılmalıdır.
olan ilkbaharda tesis edilir. Yapılan çitlerin arkası
toprakla doldurularak üst kısımlara uygun ağaç türleri
dikilir.
Çalı
Demetli Çit Tesisi
Çürük
yamaçların stabil hale getirilmesinde kullanılan bir
diğer metottur. Kazıklar arası mesafe 0,5 m.dir. Çalı
demetleri kazık arkasındaki açılan hendeklere yerleştirilir.
Sıraların alt ve üstüne yöreye uygun ve hemen kök
yapabilen buğdaygil ve baklagil yem bitkileri ekilmelidir.
Ayrıca, sıra aralarına da uygun fidanlar dikilmelidir.
Çalı
Demetli Teras Yapımı
Meyilli,
rüzgar erozyonuna duyarlı, ince kumlu yapıda, ince
materyal taşınan yamaçların stabil hale getirilmesinde
kullanılır. Yamaç arazide kazı tabanına ters meyil
verilerek hendek açılır. Çalı ve dallar demet halinde
hendeğe yatırılır. Demetlerin ucu topraktan dışarıdadır.
Daha sonra bu terasın üzerine toprak çekilerek gradoni
tipi terasa dönüştürülür, toprak sıkıştırılarak içe
doğru % 35-40 meyil verilir. Fidan dikilecek yerin
çalı demetleri ile kapatılmamasına dikkat edilmelidir.
Şekil
7-Çalı demetli teras
7.1.3-Diğer
Tesisler
a)
Ot Keseklerinin Yerleştirilmesi ile Çürük Yamaçların
Islahı: Çizgi ekimi yönteminin uygulanabileceği
şartlara haiz arazilerin ıslahında ot keseklerinin
yerleştirilmesi yöntemi de kullanılabilir. Ancak,
ot keseklerinin alınabileceği yeterli çayırlık ve
yağışında sulama yapmayacak kadar yeterli olması gerekir.
Şekil
8- Ot kesekleri ile yeşillendirme
b)
Malç Tatbikatı : Çıplak ve dik yamaçların
yeşillendirilmesinde kullanılır. Yamaç üzerine 5-10
cm kalınlıkta dal, yaprak, saman ve her türlü bitki
artıkları serilir. Eğer rüzgar, yağmur v.s. serilen
bitki atıklarını aşağılara akmaya sebep olacaksa malç
tatbikatı yapılacak olan sahaya kazık çakmakta yarar
vardır.
Malç
tatbikatından önce veya sonra sahaya tohum atılabilir.
Fakat doğal tohumlama esas kabul edilmelidir.
7.2-Oyuntu Erozyonu İle Mücadele
Yüzey
erozyonu, devam etmesi halinde oyuntu erozyonuna dönüşür.
Genel olarak oyuntu erozyonunun başlamasını önlemek
için yapılan masraflar ıslahı için yapılandan daha
az ve ekonomiktir. Erozyon önlemlerinde oyuntu erozyonu
ile yüzey erozyonu önlemleri birlikte uygulanmalıdır.
Su Toplama Havzasında Oyuntularda Alınması
Gerekli Tedbirler
Kurak
olarak; su toplama bölgesinde alınacak önlemlerle
(ağaçlandırma, teraslama, otlandırma v.s.) yüzeysel
akım tamamen önlenecek ve dere tabanında oyulma söz
konusu olmayacaksa sınai tesis yapılmasına gerek kalmaz,
ancak bu dere içlerininde uygun tür ve metotlarla
bitkilendirilmesi gerekir. Eğer önlemlere rağmen derelerde
oyulma ve taşınma devam edecekse, dere yataklarının
mekanik ve bitkisel önlemlerle stabil hale getirilmesi
gerekir.
7.2.1-Çevirme Hendekleri (Saptırma Kanalları)
Çevirme
hendeklerinin tesis amaçları :
•
Aktif durumdaki bir oyuntuya gelen yüzeysel akışın
veya yer altı sularının yönünü değiştirerek erozyonu
önlemek,
• Bina, yol, sulama kanalları v.b. tesislerin yüzeysel
akış ve erozyondan zarar görmesini önlemek,
• Yüzeysel suların belli alanlarda ve özellikle otlaklarda
kontrollu bir şekilde yayılmasını sağlamak,
• Teraslanmış yamaç araziyi, aşırı yüzeysel akışın
zararlarından korumak,
• Verimli taban arazilerini siltasyon ve taşkın zararlarından
korumak amacı ile yamaçtaki küçük yan dereciklerde
oluşan taşkın sularını güvenli bir yere göndermek.
7.2.2- Boşaltma Kanalları ( Su Yolları )
Boşaltma
kanalları; eğimli teras şebekesi tesis edilen yamaçlardaki
teras kanallarından gelen fazla suları veya teraslama
gibi herhangi bir su tutucu tesis çalışması yapılmayan
arazilerde, yüzeysel akışa geçen suları toplayarak,
zararsız bir şekilde doğal bir su kanalına veya güvenli
bir alana ya da yapay su kanalına ulaştıran kanallardır.
7.2.3-Sınai Tesisler ( Enine Yapılar)
Sınai
tesisler; oyuntularda, taban oyulmasının önlenmesi
ve böylece taban meylinin düşürülerek su hızının azaltılması
için su akım doğrultusuna dik gelecek şekilde inşa
edilen canlı ve cansız tesislerdir.
a.
Kuru Duvar Eşikler :
Harçsız olarak inşa edilen bu enine yapılar, fazla
su taşımayan mecralarda, küçük oyuntularda inşa edilirler.
Genel olarak su toplama havzası 100 ha. dan küçük
olan derelerin ıslahında kullanılır.
Kuru
duvar eşik yapımında kullanılacak taşların mahallinde
bulunması gerekir.
Şekil: 9- Kuru duvar eşik
b)
Miks Eşikler
Kuru duvar eşiklerin yeterli olamayacağı daha derin
veya geniş oyuntuların (Qmax=15–20 m³/sn taşkın debisi
bulunan dereler) tahkiminde kullanılır.
c)
Biyolojik Yapılar:
Kuru
duvar eşik yapımında 50 m mesafeye kadar taş malzeme
yoksa, bu çalışma ekonomik çalışma olmayabilir. Bu
durumda dere yatağı tahkiminde biyolojik yapılar düşünülmelidir.
Örme
Canlı Eşikler:
Taban
ve yanlarda oyulmaların devam ettiği derecikleri örme
canlı materyallerle tahkim edebiliriz.
Çalı
Demetli Canlı Eşikler:
Şekil :10- Örme canlı eşik
d.
Diğer Tesisler:
Küçük havzaların tahkiminde, ucuz temin edilebildiği
takdirde delikli saç levhalar veya yerinde bol miktarda
malzeme bulunuyorsa çalı demetli toprak sedde, kafes
tel eşikler v.s. kullanılabilir.
Çalı
Demetli Toprak Sedde:
Şekil:11- Çalı demetli toprak sedde
Delikli
Saç Levhalar:
Sel
derelerinin tahkiminde, delikli saç levhalar, teneke
v.b. metal malzemeler de kullanılabilir. Uygun bir
maliyetle, malzeme temin edilebildiği takdirde, en
pratik oluşu nedeniyle tercih edilebilir.
Şekil:32-
Delikli sac levha
Kafes Tel Eşikler: Kafes tel kullanılarak
inşa edilirler.
7.3-Rüzgar Erozyonuna Karşı Alınacak Tedbirler
Ülkemizde,
su erozyonu gibi rüzgar erozyonuda büyük zararlar
meydana getirdiği bilinmektedir. Yapılan envanterlere
göre, ülkemizde yaklaşık 450 000 hektar alan çeşitli
şiddette rüzgar erozyonu etkisi altındadır. Bu alanın
40 000 hektarını rüzgar erozyonu sonucu oluşmuş kumullar
oluşturmaktadır.
Rüzgar
erozyonuna karşı alınacak en önemli tedbirler; koruyucu
orman kuşakları, rüzgar perdeleri ve kumul tespit
çalışmalarıdır.
Koruyucu
orman kuşakları: Tarım arazilerini ve çiftlikleri
korumak ve kumulları tespit etmek amacıyla 30-60m
genişliğinde, 10-30 ağaç sırasından oluşan koruyucu
orman kuşakları tesis edilir.
Rüzgar
perdeleri: Tarım arazilerini rüzgardan korumak amacı
ile genellikle 1-3 ağaç sırasından, bazen de 1-7 sıradan
oluşan rüzgar şeritleri tesis edilir.
Kumul
tespit çalışmaları: Rüzgar aracılığıyla hareket ederek
bir yerden diğer bir yere taşınan kumulları stabil
hale getirmek için önce tesis edilen suni perdeler
aracılığıyla, hakim rüzgar istikametine dik olarak
bir sırt şeklinde uzun kum yığını şeklinde ön eksibe
oluşturulur.
Ön eksibe oluşturulduktan sonra, yüzeysel kum hareketlerini
önlemek için kumul yüzeyini çalı ile kapatma veya
örme, perde tesis etme, kazıklarla sahayı küçük kareler
halinde bölme suretiyle kumulda ıslah çalışmaları
yapılır. Daha sonra ise otlandırma , çalılandırma
ve ağaçlandırma suretiyle sürekli stabilizasyon sağlanır
Resim :5- Kumul tespit çalışması
7.4-Çığlara Karşı Alınacak Tedbirler
Çığların
etkisini bertaraf etmek veya en aza indirgemek için
çok farklı teknikler kullanılır. Uygulanan tekniklerden
elde edilecek sonuçların uzun veya kısa vadeli olmasına,
uygulandıkları yerlere, çığın türüne, çığın etkilediği
alanın boyutuna, ve tekniklerin maliyetlerine göre
çığ önleme yöntemleri "geçici veya kalıcı"
olmak üzere iki sınıfa ayrılır. Bu yöntemlerden Genel
Müdürlüğümüz görev alanına girenler aşağıda kısaca
açıklanmıştır.
Teraslama:
Bu yöntem, genellikle yerleşim yeri dışındaki alan
veya yapıları korumak için kullanılır. Teraslarda,
basamağın üst kısmı sertleştirilerek ağaçlandırılır
ve eğime dik yönde duvarlar ile desteklenirler ise
daha tatmin edici sonuçlar alınabilir.
Yeniden
Ağaçlandırma: Ağaç büyüme sınırına yakın
kotlarda yeterli derinlikte ve uygunlukta toprak olan
yamaçlarda yeniden ağaçlandırma yapılabilir. Özellikle
kar çitleri veya ağları ile beraber kullanıldığında,
ağaçların kar yüklerinden ve çığlardan zarar görmeleri
önlendiğinden, çitler ekonomik ömrünü dolduruncaya
kadar ağaçlarda yamaçta iyi bir koruma sağlayabilirler.
Tripodlar: Tripodlar (üçayaklar),
ağaç kütükleri kullanılarak yapılan ve 3 ayrı kütüğün
birbirleriyle birleştirilerek kullanıldıkları yapılardır.
Eğim açısının 37o 'den düşük olduğu yamaçlarda kullanılırlar.
Şaşırtmacalı kazıklar ile beraber kombine olarak da
kullanılabilirler. Ancak, şaşırtmacalı kazıklarda
olduğu gibi kesin bir çığı önleme garantisi vermez
ve yerleşim yerlerini korumak için kullanılması uygun
değildir.
Kar Çitleri: Kar çitleri, halen dünyada
uygulanan en güvenli ve en uzun ömürlü aktif çığ önleme
yapılarıdır. Bu çitler, ağaç, beton, alüminyum ve
çelikten imal edilirler. Daha pahalı olmasına karşın
çelik olanları yaklaşık 100 yıllık ekonomik ömürleri
ile en iyi sonucu vermektedir. Ağaçtan yapılanların
ki ise 20-40 yıl arasında değişmektedir. Sistemin
kurulmasını pahalı olmasına karşın yerleşim yerlerini
korumada gönül rahatlığı ile kullanılmaları, bu dezavatanjlarını
gözardı edebilmemizi sağlamaktadır. Çitlerin projelendirilmesi
sırasında kullanılacak malzeme türü, konumları, uzunlukları
ve boyutlarının iyi dizayn edilmemesi sonucunda hem
istenen sonuç alınamaz hemde yapılar doğal riskler
(korozyon, kar yükü, kaya düşmesi, vb.) neticesinde
tahrip olabilir.
Kar Ağları: Kar ağları da kar çitleri
ile aynı görevi görürler. Ağlar çelikten yapılır,
kurma işlemleri daha kolaydır. Kurma maliyetleri kar
çitlerinin maliyetlerine çok yakın olmasına rağmen
, kar çitleri kadar yüksek kar yükü taşıyamazlar.
Resim.7-Kar ağları
Kar (rüzgar) Perdeleri: Kar (rüzgar)
perdeleri, rüzgarın kar taşıma, biriktirme işlevini
ve kar biriktirme yerini kontrol eden yapılardır.
Böylece karın tehlikeli noktalarda ve miktarda birikimi
önlenebilmektedir. Bu yapılar ile saçak oluşması rahatlıkla
bertaraf edilebilir. Diğer önlem yapıları ile aynı
patika için beraber kullanıldığında daha iyi sonuçlar
alınır.
Rüzgar Çatıları: Rüzgar çatıları,
kar perdelerine benzer bir işlev görür. Ancak, bu
yapı sırt üzerinde rüzgarın hızını arttırarak karın
yamaç üzerinde biraz daha aşağıdaki kotlarda birikmesini
sağlamak için kullanılırlar. Rüzgar çatıları ile de
saçak oluşumu önlenir. Çok fazla işlevsel değildirler,
ancak ucuzdurlar.
Resim:8-Kar çatıları
Rüzgar Panoları: Rüzgar panoları
da kar birikimini kontrol etmek için kullanılırlar.
Kar perdelerinden farkları yapının elemanları arasında
boşluklar olmamasıdır.
Rüzgar Engelleri: Rüzgar engelleri,
rüzgar panolarının rüzgar perdelerine benzeyen tipleridir.
Elemanları arasında açıklıklar vardır. Karın sırtlar
üzerindeki dağılımını panolara oranla daha iyi kontrol
ederler.
7.5-Heyelanlara Karşı Alınacak Tedbirler
İdari önlemler: Heyelanlara karşı alınacak idari önlemlerin
amacı; kitle hareketini durdurmak değil, ortaya çıkabilecek
etkilerden insanları uzak tutmak veya dikkatli olunması
için uyarmaktır.Olası heyelan alanları belirlenerek
uyarı levhası yerleştirmek, heyelan altında kalabilecek
yerlerin iskana kapatılması, şayet iskan alanı varsa
tehlike alanı dışında iskan edilmesi gibi önlemler
alınmalıdır.
Teknik önlemler: Heyelan nedenlerinin ortadan kaldırılmasına
veya zarar vermeyecek şekilde durdurulmasına yönelik
önlemlerdir.
8. AGM’ CE YAPILAN EROZYON KONTROLU ÇALIŞMALARI
Genel Projeler
Genel Müdürlüğümüzce yürütülen çalışmalar için öncelikle
çalışma yapılacak alanın projesi hazırlanmakta, bu
projeye göre yıllık programlar belli olmakta ve bütçesi
konularak çalışmaya başlanmaktadır.
Özel Projeler
Bu genel çalışmaların yanında, özelliği nedeniyle
bazı alanlar için “özel projeler” yapılmaktadır. Sistematiği
açısından dış ve iç kaynaklı projeler ayrı ayrı arz
edilecektir.
Dış
Kaynaklı Projeler
Tamamlanmış
Dış Kaynaklı Projeler
1-
Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi
Doğu
Anadolu Su havzası Rehabilitasyon Projesi , kırsal
fakirlik ve doğal kaynakların bozulması sorunlarını
ele alan Dünya Bankası kredi desteği ile yürütülen
bir projedir. Proje toprak aşınmasını azaltma, toprak
verimliliğini arttırma yoluyla, mikro havzalarda mera
ve ormancılık faaliyetleri ile tarımsal faaliyetleri
iyileştirmeyi, sürdürebilir hale getirmeyi amaçlamıştır.
Ormancılık çalışmalarında ise köylüye rağmen değil
köylüyle beraber çalışmayı isteyen , katılımcı bir
projedir.
Projenin toplam bütçesi 110 Milyon US $ olup, 77 Milyon
US $ ‘ı Dünya Bankasından sağlanan dış kredidir. Projede
Ormancılık faaliyetleri % 60 oranında yer almaktadır.
Doğu
Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesine 1993 yılında
başlanmış 2000 yılı eylül ayında bitirilmesi planlanmış
ancak çalışmalar bitirilemediğinden Dünya Bankasıyla
görüşmeler yapılarak bir yıl uzatma alınmıştır. Söz
konusu proje ; 1993 yılından itibaren Elazığ, Malatya
ve Adıyaman illerinde, 1998 yılından itibaren Adana,
K.Maraş , Sivas illerinde , 1999 yılından itibaren
de Isparta, Antalya, Mersin , Gaziantep ve Şanlıurfa
illerinde olmak üzere toplam 11 ilde uygulanmış ve
30 Eylül 2001 tarihi itibarı ile sona ermiştir.
Doğu Anadolu Su havzası Rehabilitasyon Projesi, değişik
kurumların işbirliğini öngören , köylünün katılımını
hedef alan ve aynı zamanda vatandaşın ekonomik durumunu
iyileştirici, gelir getirici ormancılık çalışmalarıyla
yeni bir anlayış kazandırmıştır. Bu Proje Orman Bakanlığı
adına Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü
koordinatörlüğünde, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğünün
ve Tarımsal Üretim ve Geliştirme Genel Müdürlüğünün
katılımıyla yürütülmüştür.
AGM , KHGM, TÜGEM aynı mikro havzada çalışmış olup,
KHGM havzaya tarımsal alt yapı hizmetleri götürürken
TÜGEM örnek tarımsal uygulamalar yapmış, AGM ise üst
havzalarda ağaçlandırma , erozyon kontrolü ve mera
ıslahı faaliyetlerini gerçekleştirmiştir.
2001
yılı sonu itibariyle , Doğu Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon
Projesi kapsamında toplam 73.156 ha. sahada Toprak
Muhafaza Ağaçlandırması 19.882 ha. sahada Mera Islahı,
2.240 hektar sahada Meşe Rehabilitasyonu ve 1687 hektar
sahada Sedir Rehabilitasyonu çalışması yapılmıştır.
Doğu
Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi Kapsamında
yapılan önemli mera ıslahı çalışmaları aşağıdadır.
2-
Sel ve Deprem Felaketi Acil Yardım Projesi (TEFER)
20-21
Mayıs 1998 tarihinde Batı Karadeniz Bölgesinde yaşanan
sel felaketi hasarlarını gidermek amacıyla Dünya Bankasından
sağlanan krediden 5050000 $ ile AGM’ce 1999-2000 ve
2001 yıllarında gerçekleştirilmek üzere toplam 10200
ha. sahada toprak muhafaza çalışması planlanmıştır.
.
TEFER kapsamında 2001 sonu itibariyle Bolu 1453 ha.,
Kastamonu 2462 ha., Zonguldak 460 ha. Karabük 4744
ha. ve Bartın 264 ha. olmak üzere toplam 9383 ha.
erozyon kontrolu çalışması yapılmıştır.
3-
Senirkent ve Sütçüler Erozyon Kontrolu Projesi
Isparta
İli, Senirkent İlçesinde 13.7.1995 tarihinde meydana
gelen sel ve toprak akmaları sırasında, ilçe merkezinde
74 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 46 kişi yaralanmış,
195 ev yıkılmış ve 125 bina hasar görmüştür.
1995
yılında başlayan Dünya Bankası destekli Toplu Konut
İdaresi ve Genel Müdürlüğümüzün işbirliği ile yürütülen
Senirkent Projesi 1999 yılı sonu itibariyle bitirilmiş
ve 2602 ha. sahada erozyon kontrolu çalışması ve 490
ha. mera ıslah çalışması yapılmıştır.
Zaman
zaman sel ve taşkın afetlerinin meydana geldiği Isparta
İli Sütçüler İlçe merkezi ile yukarı havzalarının
ağaçlandırılması ve erozyon kontrolu amaçlı olarak
Dünya Bankasının finansörlüğünde, Genel Müdürlüğümüz
ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresinin işbirliği neticesinde
18.9.1997 yılında bir protokol imzalanmış ve bu protokolün
doğrultusunda uygulama çalışmalarına başlanmış ve
1999 sonu itibariyle 600 ha. çalışma yapılarak Sütçüler
Projesi tamamlanmıştır.
Hazırlıkları
Devam Eden Dış Kaynaklı Projeler
1.
Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi
Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon Projesi hazırlıkları
2001 yılından bu zamana kadar devam etmektedir. 2004
yılı içerisinde Yüksek Planlama Kurulundan geçerek,
Dünya Bankasınca da onaylanmıştır. Proje, 4 Ekim 2004
tarihinde Dünya Bankası İkraz Anlaşması imzalanarak
yürürlüğe girmiştir. Anadolu Su Havzası Rehabilitasyon
Projesi 2005-2011 yılları arasında uygulanacaktır.
Hazırlanan
bu proje ile Çevre ve Orman Bakanlığı ile Tarım ve
Köyişleri Bakanlığı, doğal kaynak tahribatının önlenmesi
( erozyonun önlenmesi, meraların ıslahı, azot ve fosfat
kirliliğinin önlenmesi v.s. ) ve kırsal fakirliğin
azaltılması konusunda aynı havzada entegre bir çalışma
yapacaklardır.Havzanın rehabilitasyonu, kurumlarca
katılımcı olarak hazırlanan mikro havza planları kapsamında
yapılmaktadır.
Projenin
toplam bütçesi 45 milyon U.S.$ olarak planlanmış olup,
bu miktarın 27 milyon$ ‘lık kısmı Dünya Bankası tarafından
finanse edilecektir. 27 milyon dolarlık miktarın 7
milyon dolarlık kısmı ise GEF bütçesinden hibe olarak
verilmektedir. Projede Devlet katkısı 8,65 milyon
dolar, Belediye katkısı 0,9 milyon dolar, çiftçi-köylü
katkısı ise 8,45 milyon dolardır.
Proje,
Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolu Genel Müdürlüğü koordinatörlüğünde
yürütülecektir.
2.
Çoruh Havzası Rehabilitasyon Projesi
Türkiye
Cumhuriyeti adına Çevre ve Orman Bakanlığı ile Japonya
Hükümeti adına Japonya Uluslararası İşbirliği Ajansı
(JICA) arasında, ana amacı Çoruh Havzasında doğal
kaynakların korunması ve geliştirilmesi, erozyon kontrolu
ve havzada yaşayan kırsal kesimin gelir kaynaklarını
artırmayı amaçlayan Çoruh Nehri Havzası Katılımcı
Havza Rehabilitasyonu Master Planı çalışması hazırlanması
konusunda mutabakata varılmış ve 19 Nisan 2002 tarihinde
taraflar arasında imzalanan İşbirliği Anlaşması kapsamında
çalışmalar başlayarak master plan tamamlanmıştır.
Bu planın çalışma alanını, yaklaşık 2 milyon ha.lık
bir alanı kapsayan Çoruh Havzası oluşturmaktadır.
Master plan içerisinde Bayburt ilinde 1, Artvin ilinde
2 ve Erzurum ilinde de 3 olmak üzere toplam 6 adet
mikro havzanın planları hazırlanmıştır.
Çoruh Nehri Havzası Katılımcı Havza Rehabilitasyonu
Master Planının uygulaması iç kaynakla düşünülmektedir.
Proje, uygulanması halinde iç kaynakla yapılacak ilk
havza rehabilitasyon projesi olacaktır.
Çoruh
Nehri Havzası Katılımcı Havza Rehabilitasyonu Master
Plan’ının uygulanması hususunda DPT’ye gönderilmiştir.
İç Kaynaklı Projeler
1- Adana Çakıt Çayı Projesi
1980
yılı ilkbaharında Seyhan nehrinin bir kolu olan ve
Seyhan baraj gölüne dökülen Çakıt Çayı taşmış E-5
karayolunu ve demiryolunu tahrip etmiş. Adana ilini
ise tehdit eder konuma gelmiştir. 1982 yılında Niğde
Bor ve Ulukışla ile Adana Pozantı İlçeleriyle 39 köyü
içine alan Çakıt Çayı Erozyon Kontrol Projesi 1982
yılında uygulamaya başlanmıştır. 2002 sonuna kadar
14652 ha. erozyon kontrolu, 3270 ha. ağaçlandırma,
5800 ha. mera ıslahı ve 6200 ha. otlandırma çalışması
yapılmıştır. Proje kapsamında yöre insanına dünya
gıda programı çerçevesinde gıda ve gübre yardımı yapılmıştır.
2-
İzmir Karşıyaka Erozyon Kontrolu Projesi
İzmir’de
4 Kasım 1995 günü başlayan şiddetli yağış nedeniyle
meydana gelen taşkın sonucu; Karşıyaka, Çiğli ve Narlıdere
İlçelerinde binlerce evi su basmış, yüzlerce ev yıkılmış
ve toplam 62 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.
2000
yılı sonuna kadar İzmir Karşıyaka ve Bornova İlçelerinde
toplam olarak 2546 ha. erozyon kontrolu çalışması
yapılmıştır.
3- 10 Milyar Meşe Tohumu Projesi
TEMA
Vakfı tarafından 5.2.1998 tarihinde “10 Milyar Meşe
Tohumu Ekimi Projesi” başlatılmış ve Bakanlığımız
ile TEMA Vakfı arasında 17.06.1998 tarihli bir protokol
imzalanmış ve bu protokol ile projenin koordinatörlüğü
Bakanlığımız tarafından yapılması amaçlanmıştır. Projenin
uygulanabilirliğine açıklık getirmek amacıyla 17.9.1998
tarihinde de Genel Müdürlüğümüz ile TEMA arasında